Annenin kuzusu, evin tek kizi isen ve gordugun seyler seni tamamen guclu olduguna inandirmissa.. Evden ayrilmak yalniz olmak ve ne yapacagini bilememek cok korkutuyor insani. Evimi, annemi ozledim… Daha bir cok seyi de ozledim ama soyleyemem… Anlatamam… Yarin yine hic bilmedigim bir yere gidicem ve internette yazanlar gibi bir yerse ne yaparim? Cok korkuyorum. Gucsuzum. En kotu yan nereye gidecegimi bilmeyisim ve sevgilimin olmayacak olmasi… Kimse olmadan daha da gucsuz hissedecegim kendimi… Daha ben cok kucuktum boyle hissediyorum. Cunku hala anneme ihtiyacim var. Nereye gidecegim ne yapacagim.. Nereden baslayacagim.. Neyse .. Dert anlatip fikrini alabilecegim kimse de yok. Gunes ve Hilal le kritikler yapiyoruz ama hic birimiz bir yere varamiyoruz. Cunku artik hayat kendisi akiyor. Ve ben korkularimla yapmam gerekenleri bile yapamiyorum. cok korkuyorum cunku. Gercektek cok korkuyorum.

Hic bilmedigin bir yerde hic bilmedigin insanlarla oluyorsun ve tedirginlik hayatinda “ilk kez” isiklar yanik uyumana sebep oluyor. Neden bu kadar kotur bir hale geldim, ne ara boyle oldum… Neden? Yasamami neden zorlastirdilar bu kadar. Neden annem bana anne olamadi ustelik ben onu bu kadar severken… Her seyim yarim kaldi. Bazilarini tamamlamak elimde ama hala gucsuzum yapamazmisim gibi geliyor. Tum bu olaylar kendime olan ozguvenimi de yok etti cunku. İyi bir aile dendiginde gozlerimin dolmasini istemiyorum. Cunku ben kendimi sucluyorum. Hayatimda kimsenin olmamasi, herkesin gitmesi bana kendimi suclu hissettiriyor. Hani cirkin sansi vardi hani? O kadar cirkinim de ne oluyor? hic bir haltta sansim yok? Yuregim de gercekten iyidir… Kimseye kotuluk yapmamisimdir. İyi hayallerim var herkese yardim etmek istiyorum. Ama neden ben? Neden ben bunlari yasiyorum. Bir yerlerde okumustum. Asla olanlar icin neden oldu demeyin, neden ben demeyin. Cunku ayni seyi yasayan milyonlarca insandan sadece birisin ve bunlar gececek. Sadece bir sinav. Sadece. Ve akil almak icin yaptigim seylerden birine gelen bir yorumu daha dogrusu, yorumcunun paylastigi o hikayeyi paylasmak istiyorum.
“
Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.
Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;
“Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.
Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!
Kekeleyerek: “Nasıl? Anlayamadım?” diyebildi yaşlı kadın.
“Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:
“Yeter! Lütfen dur artık!” diye bağırmak zorunda kaldım.
Ama usta sadece gülümsedi ve; “Daha değil!” diye cevapladı beni.
“Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:
“Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!”
Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:
“Henüz değil!”
“Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan şöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek”
Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:
“Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!”
“Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve “Daha değil!” diyordu.
“Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.
“Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.
“Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum!” dedim. Onun cevabı ise aynıydı: “Henüz değil!”
“Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı. Korkudan ölecektim. “Hayır! Beni yine fırına sokma, lütfeeen!” diye bağırdım.
Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı. “Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!” diye düşündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine “Daha değil!” diyordu. Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.
“Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum. Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:
“Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?”
Ona “Evet” dedim.
Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve “Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım.”
“Evet bu sensin!” dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.
Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin.
Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın.
Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın.
Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı.
Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.
Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde.”
Ve ben kahve fincanı, şu sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:
“Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet!
Bana zarar vereceğini düşündüm.
Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim.
Bakışım kısaydı, ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum.
Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için teşekkür ederim…
Teşekkür ederim.”
Zaten yeterince uzun oldu. Daha fazla devam etmeyecegim. Uzun bir sure yazamayabilirim. Nereye gidecegimi ne yapacagimi bilmiyorum….
Add a comment